Otobüsün camına yansıyan görüntüsü, buhar yüzünden bulanıklaşmıştı. Bir an kafasını kaldırıp, aklını kurcalayan düşüncelerden kurtuldu ve nerede olduğuna baktı. Otobüs adliyenin bulunduğu yola daha yeni dönmüştü. Alsancak'a varmasına daha 15 dk kadar bir süre vardı. Yine düşünmeye başladı. Aklında tek bir düşünce, tek bir insan vardı aslında. Deniz...
Harun sevmezdi insan ilişkilerini. Çok fazla arkadaşı vardı ve bu insanlarla her zaman eğlenebilirdi, ama asla kalıcı olarak görmemişti onları. Ancak, içlerinden bir tanesine kaptırmıştı ruhunun en derin köşesini. O köşeye ulaşıp sökemiyordu Deniz'i. Harun, bugüne kadar duygularını dizginlememişti aslında, ama bugün dizginlemesi gerektiğini düşünüyordu. Duygularının "araf"ını yaşıyordu adeta...
Herşey, bir bahar akşamı yakın bir arkadaşı olan Fulya'nın doğum gününde başlamıştı. Harun bir köşede sessiz sedasız otururken Fulya yanında Deniz'le birlikte gelmişti. Harun görür görmez hoşlanmıştı Deniz'den, gerçekten sadece "hoşlanmıştı" çünkü ilk görüşte aşka inanmazdı. Harun ayağa kalkarak, yavşakça bir şekilde "Merhaba, gelişinizle beraber güneş yeniden doğdu" dedi. Harun, tanımadığı kadınlarla flört etmeye bayılırdı. Deniz hafif bir gülümsemeyle "Teşekkür ederim" dedi ve ardından Fulya'ya dönerek "Bana böyle arkadaşların olduğundan hiç bahsetmemiştin" dedi. Harun hemen lafa girerek "Fulya övünmeyi pek sevmez" dedi ve hep beraber güldüler. O gece hepsi için mükemmeldi. Harun ertesi gün "hayatımın kadını O olmalı" diye düşünmekten kendini alamıyordu.
Ancak böyle bir ilişkiye başlamak istemiyordu Harun. Deniz korkutuyordu onu, yüzmeyi bilmiyordu çünkü... Hayatında zaten üç kere boğulma tehlikesi geçirmişti, bir yenisine daha ihtiyacı yoktu. Bu yüzden bastırıyordu duygularını, nefretini, aşkını, üzüntüsünü...Çünkü bir tanesini bile özgür bıraksa, dalgalara kapılacağını biliyordu. Aklı her zaman can yeleği olmuştu, ama bu kez ona güvenemiyordu, çünkü bütün hücreleri ile kapılmıştı Deniz'e...
Otobüs durakları bir sıra halinde geride kalırken, Harun halen duyguları ile savaşıyordu. Alsancak'ta Deniz'le buluşacaklar ve Sardunya's barda birer bira içeceklerdi. Harun o gece duygularını paylaşmayı düşünüyordu, ancak sadece düşünüyordu. Halen bastırıyordu duygularını, kaptıramıyordu bir türlü kendini.
Alsancak durağına gelmişti otobüs, ancak Harun kapının önünde uzaklara dalmıştı. Arkasından gelen bir adam "birader bi ilerlede, inelim" dedi. Harun gayri ihtiyarı bir şekilde "İlerle ilerle, nereye ilerliyon amınakoyayım? İki dakika bekle pezevenk, tabakhaneye bok mu yetiştirceksin?" dedi. Adam kafasını öne eğip sesini kesmişti. Normalde böyle davranmasada bu durum Harun'un hoşuna gitmişti. Duyguları serbest bırakmanın rahatlatıcı birşey olduğunu uygulamalı bir şekilde görmüştü. Artık Deniz konusunda da emindi, gidip konuşacaktı onunla. Ne de olsa en temiz duygularını söylecekti Deniz'e, bu düşünce bile Harun'u mutlu etmeye yetiyordu.
Harun heyecanlı bir şekilde iskeleye doğru yöneldi, Deniz'le orada buluşacaklardı. Harun tam zamanında gelmişti ancak Deniz ortalarda yoktu. "Bu İzmir'in insanı hep böyle" diye düşündü. Aradan bir saat geçmişti, Deniz hala yoktu. 2 saat sonra, Deniz halen yoktu...
Deniz o gece gelmemişti. Harun'a defalarca mesaj atmış, aramış ancak ulaşamamıştı. Çünkü Harun telefonunu hep sessiz konumunda tutardı. Deniz gelmeyince arayıp, bağırmak için telefonunu açtı, cevapsız çağrıları ve mesajları gördü. Mesajlardan birinde "uzn zamndır hoşlndığım çock bni yemğe dvt etti, o yzdn gelemdm kanka ;)" yazıyordu. Harun yıkılmıştı. En çokta "kanka" kelimesi yıkmıştı Harun'u, sanırım işin bu noktaya gelmesi onun suçuydu. İskelenin kenarındaki duvara oturdu. Bir sigara yaktı, Karşıyaka vapuruna bakarak derin bir nefes çekti. Yılmaz Erdoğan'ın bir şiiri geldi aklına. Körfezin derin ve soğuk sularına bakarak "Ah ulan Deniz, bedeninde boğulmak bile nasip olmadı bana" dedi. İşte o an kurtulmuştu "Araf"tan...
Deniz'e Yakılan Türkü
19 Ağustos 2011 Cuma
Kötürüm Flamingo
Şölen kafenin duvarı üzerinde asılı olan pembe afişte, akşam saat 08.00'da bir bale gösterisinin yapılacağı duyuruluyordu. Harun normalde bale sevmezdi, ancak bale topluluğunun ismi ona oldukça ilginç gelmişti. "Kötürüm Flamingolar"...
Gösteriyi izlemeye karar verirmişti. Şölen kafede açılmış olan bilet standından, "belki bir kadın bulurum onunla giderim gösteriye, ardından da sevişiriz" diye düşünerek 2 kişilik davetiye aldı.
Uzun bir yürüyüşün ardından artık evdeydi. Hemen bir çay koyup, sigara yaktı. Aklındaki tek düşünce"Kötürüm Flamingolar" idi. Acaba böyle bir isimle neyi ima etmeye çalışıyorlardı? Bu düşünceden kurtulmak için bahçeye çıktı. Hava hafif serin olsada, gökyüzü, sigara yasağına inat berrak bir maviyi barındırıyordu sinesinde. Bu Harun'u keyiflendirmişti. Evinin sokağında bulunan kokoreççiden gelen koku da iştahını açmaya yetmişti ve cüzdanını alır almaz kokoreççiye koştu. Harun'u oldukça yakından tanıyan kokoreççi Mustafa "her zamankinden mi abi?"diye seslendi. Harun bu soruyu kafasını aşağı-yukarı hareket ettirerek yanıtladı. Harun, kısa bir süre sonra gelen kokoreçi büyük bir iştahla mideye indirdi, ardından da bir sigara yaktı. Tam karşı masasında pembe yanaklı, mavi gözlü, kızıl saçlı bir kadın oturuyordu. Harun, bu kadınla konuşmayı aklına koymuştu, zaten elinde fazladan bir bale davetiyesi vardı. Eğer bu davetiye boşa giderse, verdiği para da boşa giderdi ve bu Harun'un hiç istemediği birşeydi.
Harun masasından kalktı ve kızıl saçlı hatunun masasına oturdu. "Merhaba ben Harun, cesaretimden dolayı şaşırmış olabilirsiniz, ancak beni buraya getiren sizin naçizane güzelliğinizdir." dedi. Bu tip konuşmalarda hiç iyi değildi, ancak bazen sevişebiliyordu. Kızıl saçlı hatun kollarını saklamak için binbir çaba göstererek ve gülümseyerek "merhaba" dedi, "ben Nazlı". Harun mutlu olmuştu, bilet parası yanmayacaktı muhtemelen, neşeli ve çapkın bir şekilde "akşama MÖTBE'de bir bale gösterisi var benimle gelirmisiniz?" dedi. Nazlı, "tamam" dedi, "tam 08.00'da MÖTBE'nin içerisinde ol". Harun ağızında koskoca bir gülümseme ile ayrıldı kokoreççiden ve hemen akşam için hazırlanmaya gitti.
Hazırlık aşamasının ilk adımı masturbasyondu. Silahın şarjörünü boşalttıktan sonra banyoya girdi. Yaklaşık 1 haftadır banyo yapmıyordu, ancak bu hatun Harun'a banyo yaptırabilmişti. Herşey tamamdı, masturbasyon, banyo, tıraş ve parfüm... Hemen yola koyuldu, gösterinin başlamasına yarım saatten az bir süre vardı. Normalde okula yürüyerek gitmeyi tercih eden Harun, o akşam 525'i tercih etmişti. Kısa bir yolculuğun ardından MÖTBE'ye vardı. Ancak Nazlı ortalarda görünmüyordu. Gösterinin başlamasına 5 dk kalmıştı. Nazlı hala yoktu.
Gösterinin başlama zili çalınmıştı, sigara yasağından muzdarip onlarca kişi bir anda salona doğru koşmaya başladılar. Harun da beklemekten vazgeçip salona girdi. Gözleri etrafı süzüyordu, Nazlı salonda olabilirdi. Gösteri başlamıştı, pembe kıyafetler içerisinde ve tek sıra halinde kadınlar parmak uçlarında hareket ediyorlardı. Harun baleyi işte bu yüzden sevmiyordu. "İnsanlar normal bir şekilde yürüyebilecekken neden parmak uçlarında yürüsünler ki?" diye düşünürdü.
Tek sıra halindeki kadınlar sahneyi terk edince, inci beyazı bir kıyafet içerisinde sahneye kızıl saçlı bir hatun çıkmıştı. Harun şaşırmıştı, çünkü sahnedeki kızıl saçlı hatun Nazlı idi. Sahnede bir kuğu edasıyla süzülüyordu Nazlı. Ancak bir terslik vardı, Nazlı'nın elleri bir balık iğnesi misali kıvrılmıştı, yani Nazlı bir kötürümdü. Harun "ah kötürüm flamingo, yaktın beni" dedi içinden. Harun "Kötürüm Flamingolar" adının nedenini anlamıştı. Sahneye çıkan her balerine veya balete dikkatle baktığında her birinin vücudunda bir özür olduğunu görmüştü.
Harun'un bir kadında aradığı tek şey akciğerdi. Yani Nazlı'nın kötürüm olması umrunda değildi. Sevişilebilir bir hatundu. Gösterinin ardından kulise gitti. Nazlı içerdeydi, Harun'la göz göze geldiklerinde mutlu olmuştu. Çünkü Nazlı'nın kötürüm olduğunu öğrenen hiç kimse buluşmalarına gelmemişti.
Harun, Nazlı'ya doğru yürüdü ve belinden kavrayıp "Benim kötürüm flamingom" dedi. Bunu duymak Nazlı'nın hoşuna gitmişti. Birisi hayatında hep gerçek aşkı aramış ancak bulamamış şanssız bir flamingo, diğeri ise çiftleşme mevsimindeki bir köpekti. Birlikte dışarı çıkıp köpeğin kulubesine doğru yol aldılar...
" Hayalleriniz, kötürüm bir flamingo bile olsa özünde hala flamingodur..."
Gösteriyi izlemeye karar verirmişti. Şölen kafede açılmış olan bilet standından, "belki bir kadın bulurum onunla giderim gösteriye, ardından da sevişiriz" diye düşünerek 2 kişilik davetiye aldı.
Uzun bir yürüyüşün ardından artık evdeydi. Hemen bir çay koyup, sigara yaktı. Aklındaki tek düşünce"Kötürüm Flamingolar" idi. Acaba böyle bir isimle neyi ima etmeye çalışıyorlardı? Bu düşünceden kurtulmak için bahçeye çıktı. Hava hafif serin olsada, gökyüzü, sigara yasağına inat berrak bir maviyi barındırıyordu sinesinde. Bu Harun'u keyiflendirmişti. Evinin sokağında bulunan kokoreççiden gelen koku da iştahını açmaya yetmişti ve cüzdanını alır almaz kokoreççiye koştu. Harun'u oldukça yakından tanıyan kokoreççi Mustafa "her zamankinden mi abi?"diye seslendi. Harun bu soruyu kafasını aşağı-yukarı hareket ettirerek yanıtladı. Harun, kısa bir süre sonra gelen kokoreçi büyük bir iştahla mideye indirdi, ardından da bir sigara yaktı. Tam karşı masasında pembe yanaklı, mavi gözlü, kızıl saçlı bir kadın oturuyordu. Harun, bu kadınla konuşmayı aklına koymuştu, zaten elinde fazladan bir bale davetiyesi vardı. Eğer bu davetiye boşa giderse, verdiği para da boşa giderdi ve bu Harun'un hiç istemediği birşeydi.
Harun masasından kalktı ve kızıl saçlı hatunun masasına oturdu. "Merhaba ben Harun, cesaretimden dolayı şaşırmış olabilirsiniz, ancak beni buraya getiren sizin naçizane güzelliğinizdir." dedi. Bu tip konuşmalarda hiç iyi değildi, ancak bazen sevişebiliyordu. Kızıl saçlı hatun kollarını saklamak için binbir çaba göstererek ve gülümseyerek "merhaba" dedi, "ben Nazlı". Harun mutlu olmuştu, bilet parası yanmayacaktı muhtemelen, neşeli ve çapkın bir şekilde "akşama MÖTBE'de bir bale gösterisi var benimle gelirmisiniz?" dedi. Nazlı, "tamam" dedi, "tam 08.00'da MÖTBE'nin içerisinde ol". Harun ağızında koskoca bir gülümseme ile ayrıldı kokoreççiden ve hemen akşam için hazırlanmaya gitti.
Hazırlık aşamasının ilk adımı masturbasyondu. Silahın şarjörünü boşalttıktan sonra banyoya girdi. Yaklaşık 1 haftadır banyo yapmıyordu, ancak bu hatun Harun'a banyo yaptırabilmişti. Herşey tamamdı, masturbasyon, banyo, tıraş ve parfüm... Hemen yola koyuldu, gösterinin başlamasına yarım saatten az bir süre vardı. Normalde okula yürüyerek gitmeyi tercih eden Harun, o akşam 525'i tercih etmişti. Kısa bir yolculuğun ardından MÖTBE'ye vardı. Ancak Nazlı ortalarda görünmüyordu. Gösterinin başlamasına 5 dk kalmıştı. Nazlı hala yoktu.
Gösterinin başlama zili çalınmıştı, sigara yasağından muzdarip onlarca kişi bir anda salona doğru koşmaya başladılar. Harun da beklemekten vazgeçip salona girdi. Gözleri etrafı süzüyordu, Nazlı salonda olabilirdi. Gösteri başlamıştı, pembe kıyafetler içerisinde ve tek sıra halinde kadınlar parmak uçlarında hareket ediyorlardı. Harun baleyi işte bu yüzden sevmiyordu. "İnsanlar normal bir şekilde yürüyebilecekken neden parmak uçlarında yürüsünler ki?" diye düşünürdü.
Tek sıra halindeki kadınlar sahneyi terk edince, inci beyazı bir kıyafet içerisinde sahneye kızıl saçlı bir hatun çıkmıştı. Harun şaşırmıştı, çünkü sahnedeki kızıl saçlı hatun Nazlı idi. Sahnede bir kuğu edasıyla süzülüyordu Nazlı. Ancak bir terslik vardı, Nazlı'nın elleri bir balık iğnesi misali kıvrılmıştı, yani Nazlı bir kötürümdü. Harun "ah kötürüm flamingo, yaktın beni" dedi içinden. Harun "Kötürüm Flamingolar" adının nedenini anlamıştı. Sahneye çıkan her balerine veya balete dikkatle baktığında her birinin vücudunda bir özür olduğunu görmüştü.
Harun'un bir kadında aradığı tek şey akciğerdi. Yani Nazlı'nın kötürüm olması umrunda değildi. Sevişilebilir bir hatundu. Gösterinin ardından kulise gitti. Nazlı içerdeydi, Harun'la göz göze geldiklerinde mutlu olmuştu. Çünkü Nazlı'nın kötürüm olduğunu öğrenen hiç kimse buluşmalarına gelmemişti.
Harun, Nazlı'ya doğru yürüdü ve belinden kavrayıp "Benim kötürüm flamingom" dedi. Bunu duymak Nazlı'nın hoşuna gitmişti. Birisi hayatında hep gerçek aşkı aramış ancak bulamamış şanssız bir flamingo, diğeri ise çiftleşme mevsimindeki bir köpekti. Birlikte dışarı çıkıp köpeğin kulubesine doğru yol aldılar...
" Hayalleriniz, kötürüm bir flamingo bile olsa özünde hala flamingodur..."
Orospu Çocukları ve Piçler
O Perşembe Bornova'nın sokakları her zamankinden daha kalabalıktı. Bu durum insanları hiç sevmeyen ancak boş sokaklara aşık olan Harun'un moralini iki kat daha fazla bozuyordu. Kokuşmuş et yığınlarını andıran kalabalık insanlar topluluğu üzerine geldikçe, sokaktan iyice soyutlanıyor ve zihninin olabildiğince geniş yaylarında dolaşmaya çıkıyordu. Uzun bir yürüyüşün ardından eve varmıştı. Hemen, çaydanlığa birkaç avuç kaçak çay atıp çay demlemeye koyuldu. Harun aslen Hatay'lıydı yani kaçak çay bulması zor olmuyordu.
Bir fincan çay aldıktan sonra yatağına uzandı ve bir sigara yaktı. Bu Harun'un günlük rutinlerinden biriydi. Her sabah saat 08.00'da kalkar, Üniversiteliler-2 poaçacısından bir kumru tost alır, okula yürüyerek gider ve bu sırada kahvaltısını yapar, dersleri bitince de doğrudan evine gelir, bir çay demler, yatağına uzanır ve sigarasını yakardı. Bütün bunları yapmazsa, o gün Harun için kabusa dönerdi. Harun keyifli bir şekilde sigarasını içerken birden telefonu çaldı arayan eski sevgilisi Zehra idi. Muhteşem bir beyaz tene ve bakır kızılı renginde saçlara sahip Zehra, Küçükpark sevgi yolunda bir kafede çalışıyordu. İkisi oldukça uzun bir süre beraber yaşamış ve ilişkileri monotonlaşınca ayrılmışlardı. Harun telefona cevap verip vermemekte tereddüt etti, ancak daha sonra "belki sevişiriz" diye düşündü ve telefonu açtı. Harun sevişme ihtimaline engel olmayacak kadar ciddi bir şekilde " Efendim" dedi, Zehra ağlamaklı bir sesle "seninle konuşmamız lazım, 15 dakikaya Büyük Park'taki banklarda ol, lütfen" dedi ve telefonu kapattı. Harun hayal kırıklığına uğramıştı çünkü Zehra ile sevişme ihtimali oldukça azalmıştı.
Morali bozuk bir şekilde bilgisayar başına oturdu ve rastgele bir porno açtı. Porno izleyip masturbasyon yapmanın zihnini temizlediğini düşünüyordu, hem o gece sevişme ihtimali olan bir kadınla buluşmaya "dolu bir tabanca" ile gidemezdi. İşini bitirdikten sonra, dışarı çıktı. Bahçesi olan, küçük bir beyaz gecekonduda oturuyordu Harun. Bahçede bir sigara yaktı, ardından yola koyuldu. İnsan kalabalığına yakalanmamak için ara sokaklardan gidiyordu. Bornova Özsüt'ün önünden geçerken, içerisinin ne kadar kalabalık olduğunu fark etti. Bir dakika kadar duraksadı ve ufacık bir pastaya 8 lira verenlerin ne kadar gerizekalı olduğunu düşündü, oysa Kipa'da 6 kişilik bir pastayı 10 liraya rahatlıkla alabilirlerdi. Sonunda varmıştı Büyük Park'a. Bu parkı çok severdi Harun, ara sıra bu parka gelir, çekirdek çitler ve havuzun suyuyla yüzünü yıkardı.
Yaklaşık 10 dk kadar bekledikten sonra Zehra gelmişti ve gelir gelmez ağlayarak Harun'un boynuna sarıldı. Harun ciddi bir şekilde; "Zehra ne oldu?" diye mırıldandı, aslında çokta umrunda değildi ancak bu gece sevişmek için herşeyi yapmaya hazırdı. Zehra ağlama krizlerinin arasında kesik kesik birşeyler söylüyordu, ancak Harun tam olarak anlayamıyordu. En sonunda Zehra kendisini toparlayarak tek bir nefeste "tecavüze uğradım Harun" dedi. Harun yaşadığı şokun etkisiyle iyice ciddi bir hale bürünmüştü ve bir biri ardında gelen sorular sormaya başlamıştı. "Kim yaptı?", "Yeni erkek arkadaşın mı?", "Yoksa Özgür mü?"... Zehra bu sorular karşısında olumsuzluğu ifade etmek için sadece başını sağa-sola sallayabiliyordu. Harun bir süre sonra kendine gelebilmişti. Mesafe oldukça kısa olmasına rağmen bir taksi çağırıp Zehra'yı gecekondusuna götürdü.
Gecekonduya vardıklarında Harun, Zehra'yı kendi yatağına yatırıp üzerine bir battaniye örttü. Zehra da sakinleşmişti ve olanları Harun'a anlatmaya başladı. Herşey hot dog yemek için gittiği İkea'dan, eve dönerken başına gelmişti. Yolda, içerisinde iki kişinin bulunduğu yeşil renkli bir kamyonet, Zehra'nın yanında durmuş ve şoförün yanında oturan ve kirli sakallı bir deniz ayısını andıran adam ise onu zorla kamyonete bindirmişti. Ardından zeytinlikte tecavüz etmişler ve bu yetmezmiş gibi bir de cüzdanını çalmışlar, sonrasında ise Bornova metro istasyonuna bırakmışlardı. Zehra'da o anın şokuyla Harun'u aramıştı. Bütün bunları, hayatında ilk defa porno izleyen bir şakirt gibi şaşkın ve öfkeli bir şekilde dinleyen Harun'un ağzından sadece iki kelime döküldü;
"Orospu Çocukları, Piçler"...
Zehra olayı anlatıp sakinleştikten sonra, Harun zavallı kızcağızı şikayetçi olması ve ifade vermesi için karakola götürdü. Karakolda fazla kalmadı, zira polisleri hiç sevmezdi. Hemen gecekondusuna döndü ve bir sigara yaktı. İçinden "Tecavüz kaçınılmazsa zevk almalısın, hıh, bu sözü söyleyen sanırım hayatında hiç tecavüze uğramamış olmalı" dedi ve yüzüne gevrek bir gülümseme oturdu. Harun yatağına uzandığında sanki o günü hiç yaşamamış gibi hissetti. Aklında sadece porno ve masturbasyon vardı. Sigarasından derin bir nefes daha çekti, gözlerini tavana dikerek uzunca bir süre öyle kaldı. Ardından ani bir hareketle yataktan kalktı ve kalkarken "bu gecede sevişemedik amınakoyayım" dedi ve bilgisayarın başına oturup porno izlemeye başladı. Çünkü o Perşembe, zihin temizliği yapmanın tam vaktiydi...
Bir fincan çay aldıktan sonra yatağına uzandı ve bir sigara yaktı. Bu Harun'un günlük rutinlerinden biriydi. Her sabah saat 08.00'da kalkar, Üniversiteliler-2 poaçacısından bir kumru tost alır, okula yürüyerek gider ve bu sırada kahvaltısını yapar, dersleri bitince de doğrudan evine gelir, bir çay demler, yatağına uzanır ve sigarasını yakardı. Bütün bunları yapmazsa, o gün Harun için kabusa dönerdi. Harun keyifli bir şekilde sigarasını içerken birden telefonu çaldı arayan eski sevgilisi Zehra idi. Muhteşem bir beyaz tene ve bakır kızılı renginde saçlara sahip Zehra, Küçükpark sevgi yolunda bir kafede çalışıyordu. İkisi oldukça uzun bir süre beraber yaşamış ve ilişkileri monotonlaşınca ayrılmışlardı. Harun telefona cevap verip vermemekte tereddüt etti, ancak daha sonra "belki sevişiriz" diye düşündü ve telefonu açtı. Harun sevişme ihtimaline engel olmayacak kadar ciddi bir şekilde " Efendim" dedi, Zehra ağlamaklı bir sesle "seninle konuşmamız lazım, 15 dakikaya Büyük Park'taki banklarda ol, lütfen" dedi ve telefonu kapattı. Harun hayal kırıklığına uğramıştı çünkü Zehra ile sevişme ihtimali oldukça azalmıştı.
Morali bozuk bir şekilde bilgisayar başına oturdu ve rastgele bir porno açtı. Porno izleyip masturbasyon yapmanın zihnini temizlediğini düşünüyordu, hem o gece sevişme ihtimali olan bir kadınla buluşmaya "dolu bir tabanca" ile gidemezdi. İşini bitirdikten sonra, dışarı çıktı. Bahçesi olan, küçük bir beyaz gecekonduda oturuyordu Harun. Bahçede bir sigara yaktı, ardından yola koyuldu. İnsan kalabalığına yakalanmamak için ara sokaklardan gidiyordu. Bornova Özsüt'ün önünden geçerken, içerisinin ne kadar kalabalık olduğunu fark etti. Bir dakika kadar duraksadı ve ufacık bir pastaya 8 lira verenlerin ne kadar gerizekalı olduğunu düşündü, oysa Kipa'da 6 kişilik bir pastayı 10 liraya rahatlıkla alabilirlerdi. Sonunda varmıştı Büyük Park'a. Bu parkı çok severdi Harun, ara sıra bu parka gelir, çekirdek çitler ve havuzun suyuyla yüzünü yıkardı.
Yaklaşık 10 dk kadar bekledikten sonra Zehra gelmişti ve gelir gelmez ağlayarak Harun'un boynuna sarıldı. Harun ciddi bir şekilde; "Zehra ne oldu?" diye mırıldandı, aslında çokta umrunda değildi ancak bu gece sevişmek için herşeyi yapmaya hazırdı. Zehra ağlama krizlerinin arasında kesik kesik birşeyler söylüyordu, ancak Harun tam olarak anlayamıyordu. En sonunda Zehra kendisini toparlayarak tek bir nefeste "tecavüze uğradım Harun" dedi. Harun yaşadığı şokun etkisiyle iyice ciddi bir hale bürünmüştü ve bir biri ardında gelen sorular sormaya başlamıştı. "Kim yaptı?", "Yeni erkek arkadaşın mı?", "Yoksa Özgür mü?"... Zehra bu sorular karşısında olumsuzluğu ifade etmek için sadece başını sağa-sola sallayabiliyordu. Harun bir süre sonra kendine gelebilmişti. Mesafe oldukça kısa olmasına rağmen bir taksi çağırıp Zehra'yı gecekondusuna götürdü.
Gecekonduya vardıklarında Harun, Zehra'yı kendi yatağına yatırıp üzerine bir battaniye örttü. Zehra da sakinleşmişti ve olanları Harun'a anlatmaya başladı. Herşey hot dog yemek için gittiği İkea'dan, eve dönerken başına gelmişti. Yolda, içerisinde iki kişinin bulunduğu yeşil renkli bir kamyonet, Zehra'nın yanında durmuş ve şoförün yanında oturan ve kirli sakallı bir deniz ayısını andıran adam ise onu zorla kamyonete bindirmişti. Ardından zeytinlikte tecavüz etmişler ve bu yetmezmiş gibi bir de cüzdanını çalmışlar, sonrasında ise Bornova metro istasyonuna bırakmışlardı. Zehra'da o anın şokuyla Harun'u aramıştı. Bütün bunları, hayatında ilk defa porno izleyen bir şakirt gibi şaşkın ve öfkeli bir şekilde dinleyen Harun'un ağzından sadece iki kelime döküldü;
"Orospu Çocukları, Piçler"...
Zehra olayı anlatıp sakinleştikten sonra, Harun zavallı kızcağızı şikayetçi olması ve ifade vermesi için karakola götürdü. Karakolda fazla kalmadı, zira polisleri hiç sevmezdi. Hemen gecekondusuna döndü ve bir sigara yaktı. İçinden "Tecavüz kaçınılmazsa zevk almalısın, hıh, bu sözü söyleyen sanırım hayatında hiç tecavüze uğramamış olmalı" dedi ve yüzüne gevrek bir gülümseme oturdu. Harun yatağına uzandığında sanki o günü hiç yaşamamış gibi hissetti. Aklında sadece porno ve masturbasyon vardı. Sigarasından derin bir nefes daha çekti, gözlerini tavana dikerek uzunca bir süre öyle kaldı. Ardından ani bir hareketle yataktan kalktı ve kalkarken "bu gecede sevişemedik amınakoyayım" dedi ve bilgisayarın başına oturup porno izlemeye başladı. Çünkü o Perşembe, zihin temizliği yapmanın tam vaktiydi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)